15 Ağustos 2013 Perşembe

TATİL NOTLARIM :))

On günlük bir aranın ardından yeniden sizlerle birlikteyim.
Umarım özlemişsinizdir :))
Bu zaman içinde olan gelişmelerden bir tanesi ise
işte burda ; http://bit.ly/13V5WZj
Bilmeyenler için açıklayayım hürriyetin internet gazetesinde bir yazım yayınlandı ve bu da onun linki. Şimdi merak edenler için hemen şu koskoca on günün notlarını anlatıyorum 

*) Bir kere işin tatil kısmı çok eğlenceliydi. 
O kadar güzeldi ki, denize olan açlığım sebebiyle şu an kollarımda yüzmekten oluşan ağrılar var.

*) Kaldığımız eve vuruldum diyebilirim. 
Küçük, şirin, tam bir tatilci eviydi bana kalırsa. (eve o kadar vurulmuşum  ki dakika başı ; "Lan bu ev de ne kadar şirin bee..." diye bağırıp durmuşum.)  

*) Yazlık mekanlarda genellikle akşamları eğer gezme faslını da bitirmişseniz yapacak hiçbir şeyiniz yok demektir. 
O yüzden bende bütün çarşıyı hiç üşenmeden defalarca dolaşıp / dolaştırıp ucuz kitap arayışına girdim.
Kayda değer hiçbir şey bulamayınca da, kitapçıların yüzlerine baka baka her seferinde ; "Hiçbir b*k yok burda, hepsi b*k gibi kitaplar işte" diyerek önlerinden geçip durdum. (adamların surat ifadeleri görülmeye değer !)  

*) Sergimin ilk günü güzeldi y
ani en azından sakindi diyebilirim. Sonraki günlerde ise, standımı korumaya çalışmaktan işin havasını atmaya fırsat bulamadım. Zira, ellerinde dondurmalarıyla tablonun dibine giren, on parmağıyla yırtarcasına tablolara dokunan, standı devirircesine çarpan pek çok insandan korumam gerekti tablolarımı.

*) Ayrıca insanları eserlerin fotoğraflarını çekmemeleri konusunda uyarmaktan o kadar çok bıkmıştım ki, bir ara boynunda fotoğraf makinesi gördüğüm herkese ciddi şekilde saldırmaya yeltendim.


*) Bakmasını bilmemek ya da yapılan şeyden anlamamak bir yana eleştiri yapmayı alay etmek zanneden pek çok insanla da karşılaştım tabi.


*) Sergide kalmaktan o kadar bıkmış ve yorulmuştum ki, bizimkiler benim kafayı yeme ihtimalime karşı standı devralınca bende kuzenim ve kardeşlerle birlikte Çeşme sokaklarında tura çıkıverdim.


*) Birlikte oturduğumuz kafelerden biri öyle ıssızdı ki, sanki yüzyıllardır hiç kimse oraya ayak basmamış gibiydi. 
Bunu da nereden çıkardığımı sorarsanız, yan masada oturan ve bizi görünce koştura koştura içeri girip hazırlık yapmalarından kafenin elemanları olduklarını anladığımız gençlerin halleri bana bu hissi verdi doğrusu.

*) Tüm bu yorucu şeyler bir yana, o bir haftalık serginin muhteşem tarafları da vardı elbette. 
Bir kere, değerli ressam Erdal Er ile tanışma fırsatını buldum ve kendisi benim standımı gezip eserlerime tek tek yorumlarda bulundu. (ki bu bile yeterince harika bir şey !)

*) Sattığım tablolarımdan bir tanesi İngiltere'ye gitti !  :))


*) Kötü yorumların yanı sıra samimiyetle iyi yorumlar da aldım ve altı kişilik sergi grubunun içinde tek fark edilen, tek özgün bulunan çalışmalar da benimkiler oldu.


Ve işte bu on gün her şeyiyle bana ilaç gibi geldi.

2 yorum: